Bilindiği gibi Gılgamış Destanı, Sümerde doğmuş, sonraları Akadcaya aktarılmış, Mezapotamya ülkelerin diliyle işlenerek günümüze kadar gelmiştir. Kendisi gibi güçlü kuvvetli olan yakın dostu Endiku'nun ölümü üzerine yas tutan, mutsuz Gılgamış ölümsüzlüğün sırrını aramak için yollara düşer. Ölümsüzlüğün sadece, "mutluluklar ülkesi"nde yaşayan Ut-Napiştim'e verildiğini öğrenir. Gılgamış deniz kıyısında içki yapıp satan Siduri'ye rastlar, ona derdini anlatır Ut-Napiştim'e nasıl ulaşabileceğini sorar. Siduri'nin cevabı:
Nereye koşuyorsun böyle, Gılgamış?
Eline geçmeyecek aradığın yaşam.
Tanrılar insanoğlunu yarattıklarında,
Yalnız ölüm oldu ona verdikleri,
Kendi ellerinde tuttular yaşamı!
Karnın dolu olsun yeter,
Gece gündüz eğlenmene bak,
Gününü gün et, keyif sür,
Çalgılarla gece gündüz gül oyna,
Hep güzel giysiler olsun üstünde,
Başın temiz olsun, bedenin yıkanmış,
elinden tutan yavruna bak,
Karın mutluluğu tatsın göğsünde,
Budur insanoğlunun tek yapacağı.
Bilge kişi Utnapiştimi'nin önerdiği uzak denizlerin dibinde bulunan, ölümsüzlüğü sağlayan (Gılgamışın mutluluğuna engel olan ölüm korkusuna son verecek) gizemli ota ulaşmaya çalışan Gılgamış dev dalgalı, fırtınalı denizleri, şiddetli, sürekli yağmurların deniz durumuna getirdiği dağları, tepeleri, ormanları aşar; denizde canavarlarla, karada devlerle savaşır. Utnapiştimi'nin sözünü ettiği gizemli otu bulup, ölümsüzlüğe ulaştığını sanan Gılgamış, otu ağzına götürüp yemeğe hazırlanırken, bir yılanın kapıp yutmasıyla umutlarını yitirerek ülkesine döner, mutsuzluğun, ölümün kaçınılmaz olduğu, gerçeği kabul gerekliliği, ortaya çıkar.